160. Kilometre Yayınları Söyleşi / Nil Sakman

Sizi yayınevini kurmaya iten neydi? Nasıl ve hangi düşünce ile yola çıktınız?

Tanışıklığımız 2000’lerin başına dayanıyor. Berbat, sünepe, karnından konuşan 90’ların son deminde şiire gözünü açmış genç şairlerdik. O zamanlar aynı şimdiki gibi ölgün bir dergicilik ortamı vardı. Yetersiz/ciddiyetsiz bulduğumuz dergilerde ürün yayımlamaya razı olmak yerine kendi dergilerimizi çıkardık: Heves, Mahfil, Cehd, GAK gibi. Bu dergiler şiirimizi derin uykusundan uyandırdı. Söyleyecek sözümüz, yazacak şiirimiz vardı. Dergiler doğal ömürlerini tamamlayınca yayınevi kurmaya karar verdik. Çünkü şiire hak ettiği özeni gösteren bir yayınevinin olmadığını düşünüyorduk. Şiire uzak yayınevlerinde yer aramaktansa yine kendimiz inşa etmeyi seçtik. 2000’lerin başlarında hangi itkiyle art arda dergiler çıkardıysak 2010’ların başlarında aynı itkiyle yayınevi kurduk.

Ne tür bir yayıncılığı hedefliyorsunuz?

Ekim 2011’deki ilk kitaplarımızdan bu yana yayımladığımız 63 kitap fikir verebilir. Hem şiirimizin son 10-15 yıldaki atağına hem de yeni/gelecek kuşakların önde gelen şairlerine yuva olmasını hedefliyoruz. Şiirden başka bir gücümüz yok. Ne güvenebileceğimiz bir sermaye birikimimiz var ne de belediye festivallerinde devlet erkânı karşısında hazır ola geçip ceket ilikleyip şaklabanlık yapacak gustomuz. Bildiğimizi okuyoruz, bildiğimizi okumaya devam edeceğiz.

Eser seçerken başvurduğunuz kriterler neler?

Değişiyor. Şairin temsil kabiliyeti, özgün bir dünyasının olması, cesareti, tutturukluğu vb. Bunlardan biri ya da birkaçı öne çıkabiliyor.

Türkiye’deki yayınevlerinin endüstri içerisinde yaşadıkları sıkıntılar nelerdir? Bu sıkıntıları aşmak yönünde yayıneviniz nasıl bir yol izliyor?

Bunu cevaplayınca yanlış anlaşılıyoruz. Şiir okuru kalmadı deyince bunun bir saptama olduğunu anlayamıyor insanlar, sızlanma sanıyorlar. Yanlış anlaşılacak diye hakikati de söylemeyelim mi. Durum şu: Türkiye’de kitapçılar küçüldü, yayın sayısı arttı. Bu ters orantı, kitapların raf ömrünü azalttı. Kitapçı şiir kitabını bir iki hafta rafta tutup iade ediyor. “Okur isterse sipariş eder getiririm” diyor. Okur ise çoğunlukla rafın kitapçıya ait olduğunu unutuyor, sanki raf yayınevine aitmiş gibi, kitabın rafta olmamasından yayınevini sorumlu tutuyor. İşin tahsilat safhasına hiç girmeyelim.

Önümüzdeki senelerde endüstri nereye doğru evrilecek? Öngörüleriniz nelerdir?

Yukarıda özetlediğimiz durum iyileşmeyecek, tersine daha kötüye gidecek. Bizim birinci ve gerçekçi vazifemiz hayatta kalmak.

Yayınevinin gelecek ile ilgili planları neler? Sürprizler var mı? Yakın dönem hedeflerinizden söz eder misiniz?

160. Kilometre’de yayın sayımızı azaltacağız. Uğur Aktaş, Liman Mehmetcihat ve Fatma Nur Türk’ün şiir kitaplarını yayımlayacağız bu yıl. Robinson Jeffers’ın şiirlerini Güven Turan, Raşit Çavaş, Fırat Demir ve Efe Murad ayrı ayrı çeviriyorlar, önümüzdeki dönemde yayımlayacağız. Bunun yanı sıra Edebi Şeyler dizimizde de yine dayanamayıp şiire meylediyoruz biraz, çok yakın tarihte bir Pound biyografisi yayımladık, orta vadede de Rimbaud biyografisi yayımlamayı düşünüyoruz. Sami Baydar’ın Ömer Aygün’e mektupları da programımızda.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)